Anasayfa İletişim Site Haritası
 
Üniversitemiz Proje Koordinasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından ‘Taş Hastalığı’ adlı konferans düzenlendi.

 Üniversitemiz Proje Koordinasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından ‘Taş Hastalığı’ adlı konferans düzenlendi.

Rektörlük Toplantı Salonu’nda düzenlenen programda; Taş hastalığı tedavisine kaç yılında başlanmış? Son yıllarda taş hastalığının tedavisinde teknolojiden ne kadar yararlanmışız? Taş hastalığında genel olarak ne durumdayız? Taş hastalığına neler etki ediyor? Taş hastalığının tedavisinde neredeyiz? gibi konu başlıkları hakkında dinleyiciler bilgilendirildi.

Programda konuşan Üniversitemiz Uygulama ve Araştırma Hastanesi Üroloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Gökhan Gökçe, “Genel olarak baktığımız zaman tıp alanı teknolojiyle çok yakından ilişkili ve teknolojiyi çok yakından takip eden bilim dalı. Teknolojideki yenilikler aslında birebir tıp alanında hastalığın tanısında ve tedavisinde ne kadar etkili olduğunu belki, üroloji alanında az da olsa bir gün göreceğiz. Taş hastalığı, insanlık tarihi kadar çok eskilere dayanan bir hastalıktır. Özellikle eski Mısır’da bozulmadan kalan mumyaların böbreklerinde ve mesanelerinde taşa rastlanılmıştır. Bunlardan çekilen grafiklerde böbreklerinde ve mesanelerinde taş olduğu biliniyor. Milattan önceye dayanan çok eski bir hastalık grubu olduğu da biliniyor.” diye ifade etti.

‘Yaş arttıkça taş hastalığı oranı artıyor.’

Taş hastalığının son yıllara doğru görülme sıklığı artan bir hastalık grubu olduğunu, önceki yıllarda yüzde 1 veya 2 görülme riski varken, son yıllarda yüzde 10’lara çıkan bir oran seyrettiğini belirten Prof. Dr. Gökhan Gökçe, “Taş hastalığına genetik etki ediyor. Genetik bir kere, örneğin bir hasta geliyor, ‘Bende niye taş var’ diyor. Ben de bunu hastaya sorduğum zaman. Annende taş var mı, babanda var mı? diyorum, var diyor. Genetik olarak aileden miras kalan bir hastalık. Son yılarda genetiğin açık olarak taş hastalığına etki ettiği biliniyor. Yaş arttıkça taş hastalığı artıyor. Coğrafi olarak baktığımızda Akdeniz ikliminde özellikle sıcak iklimlerde, Suudi Arabistan’da taş hastalığı yüksek. İtalya ve Çin’de bu oran düşük. Sivas’ta yüksek, Güneydoğuda bu oran daha yüksek. Niye? Çünkü burada iklimden çok beslenme de devreye giriyor. Ne kadar çok hayvansal kırmızı et tüketiyoruz ve ne kadar çok tuzlu yemek yiyorsak bunlar taş hastalığını artırıyor. Son yılarda bu fastfood tarzı beslenmede, bunlar çocukluk çağında çok tüketildiği için taş hastalığı da daha yüksek oranda görülüyor. Beslenme oranına baktığımızda, en çok kısıtlamanız gereken kırmızı et bir de tuz. Karbonhidratlar ve kuruyemişlerde çok artırıyor.” dedi.

‘Diyete dikkat etmemiz gerekiyor.’

Prof. Dr. Gökhan Gökçe, “Taş hastalığının karşılaşma oranı son yılarda hayat boyu yüzde 15’lere çıkıyor. Çok büyük bir oran bu, önceki yıllara göre. Taş hastalığı aslında metabolik bir hastalık. Yani, bir kere olup geçen bir hastalık değil; mutlaka vücuttaki metabolik bozukluk sonucu tekrarlayıcı bir hastalık gibi. Diyete dikkat etmemiz gerekiyor. Hidratasyonumuzu, sıvı alımımızı artırmamız gerekiyor. Özellikle gerekli bir patoloji saptanmışsa, özellikle gereken bir ilaç önerilmişse bu ilacı almak zorundayız. Çünkü taş hastalığı, hiç tedavi almamış hastalarda 5 yıl içerisinde yüzde elli tekrarlıyor.” diye konuştu. 


TÜM HABER ve ETKİNLİKLER
  Tasarım ve Kodlama:C.Ü.Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Bilgi İşlem